10 Kasım 2013 Pazar

dönüş.....

 Uzun oldu bu ara hem de çok.Yaz tatili,ardından evi taşıma, yeni evde internet altyapısı olmayışı, sonunda vınnı alışımız ancak ardından bayram tatili.......
 Öyle büyüdün ki bebeğim,küçük bir birey oldun artık.Kendi tercihlerin,isteklerin var.Kendini daha iyi kontrol edebiliyor daha bütüncül düşünebiliyorsun.18.ayla birlikte ben büyüdüm dedin adeta.Konuşman oldukça ilerledi.Yap boz parçalarını yapabilir  oldun,ufak çaplı evcilik oynamaya başladın,ayakkabını giyebiliyor,dişini fırçalıyor,yelek kazak gibi giysileri büyük ölçüde giyebiliyorsun.Yemeğini istersen çok güzel yiyebiliyorsun. Hatta akşam yemeklerini çoğu kez ben hiç karışmadan kendin yiyorsun,artık yere ve üstüne daha az döküyorsun doğru yoldasın:)  Kaslarını daha iyi kullanabiliyorsun.Hemen hemen her şeyi anlıyorsun.
   Kelimelerin
uu:su   uzu;kuzu   ho ho:köpek  edi;kedi    ödek;ördek  ek:ekmek     ede:pepe  aca;amca  uk;ufuk  ala;hala    ede:ege   ak:ayakkabı   oda:orada   ok;yok bazen de evet olarak kullanıyorsun  ittii:bitti  dütü;düştü   eet:evet     öh öhö:hasta olmuş   ee ee:uyumuş  ogku:okul gaga:karga   ooo:eller yukarı kalkarak  baba maça gitti demek  aba;abla o da;o da üt:süt anne,baba,dede at:at   o da odamı:o da ordaymış  abi:abi
köpek nasıl yapıyor;ho ho 
inek nasıl ses çıkarıyor:ööööö
kuzu nasıl ses çıkarıyor:eeeeeeee
kanguru nasıl yapıyor; op op
kurt nasıl yapıyor:uuuu
çekirge nasıl yapıyor;op op(zıplama haretketiyle) aklıma gelenler.Çok güzel konuşuyorsun telefonda hareketler,mimikler tamam da kelimeler de anlaşılsa olucak bu iş.
     Dil gelişiminin yanısıra sosyal yönden de oldukça yol katettiğini söyleyebilirim;herkese hoşçakal yapıyorsun,seninle ilgilenmelerini istiyorsun ve bunun için artık daha çok çaba sarfediyorsun,bir nazlı bir cilveli bakıyorsun.Örneğin dün bir markette gördüğümü lise öğrencisi çocuğa dönüp dönüp gülümsedin,el salladın e tabii çocuğun karşılık vermesi imkansızdı artık.Yalnız o seninle iletişime geçince  de nazlı nazlı utanıyor gibi yapıyorsun çok tatlı oluyorsun.
  Tam bir kitap sevdalısısın alıp getiriyor okumamı istiyorsun. Mesela diyorum ki artık ablaya ne olmuş ö hö ö hö diyorsun.Annesiona ne vermiş diyorum.U u diyorsun.Kardeşleri ne yapmış diyorum ooo diyerek başını tutuyorsun. Sayfaları çevirip kendin anlatabiliyorsun olayları ,bi tek ben anlasam da:)
  Hayvanlara, bebeklere bayılıyorsun.
  Dans ediyorsun:Ellerini yukarı kaldırıp parmak şıklatıyor,alkış yaparak dönüyorsun.
  En çok sevdiğin çizgi film;Üçüzler   En çok sevdiğin yemek;bezelye,köfte  En çok sevdiğin kitap: Yedi karga
  Gezmek en büyük tutkun hala.
  Kalemle karalamalar yapıyorsun.
  Sanırım tuvalet eğitimi için hazırsın ama itiraf ediyorum ben hazır değilim.Aslında 6 aylıkken bile tuvalete tutar gibi tutup ee eh dediğimde yapıyordun da ben pek üstüne gidemedim.Aslında alıştırmak istemedim sen de hep tuvalete yapma beklentisi olmasın diye.İşte çalışan anne olmanın olumsuz  bir yanı bu.Ama hala hadi git tuvaletini oraya yap dediğimizde gidip oraya yapıyorsun.Şİmdi bir de lazımlık aldık,hadi kızım artık  çişini kak.anı buraya yapacaksın deyince hemencik oturdun ve ıh ıh yapmaya başladın. Çok şekersin çoook.

14 Haziran 2013 Cuma

Hoşgörü ve Tahammülsüzlük üzerine...

           Aslında bunlardan önce egoizm üzerine yazmak isterdim;bunları yazmak istedim ama ben.
"Öteki" leştirmeye çalıştığımız her insan için.Kendi çerçevemizin dar sınırlarından bakarak  "başka" olan insanları görmeme çabamız için.Herkesi aynılaştırmaya çalıştığımız için. Farklılıkları kabul edemeyişimiz için,insani değerleri nasıl olup da unuttuğumuz için.
        Empati kavramının yitmeye başladığı şu zamanlarda,kimsenin kimseyi dinlemediği,herkesin "kendi"ni konuştuğu şu aralarda değerlerimizi nasıl da kaybettiğimizi görmek öyle hüzün verici ki.Küçüğünden büyüğüne,politikasından,duygusalına...
      Önce "tahammülsüz"lük üzerine olsun.Kimsenin kimseyi duymaması,kimsenin kimsenin eleştirilerini dinlememesi herkesin kendini konuşması,ötekine ve hatta başkasına katlanamaması üzerine olsun.Başkasından kasıt kendimizin dışındaki,ötekinden kasıt kendimizin ve başkasının karşısındaki.Sen ve benim dışındaki bizden olmayan,doğru söylesin söylemesin,doğru eylesin eylemesin hep suçlu olan,her daim  eleştirilecek,yargılanacak olan.Kendimize benzetemediğimiz.
     Geçenlerde bir toplantıda müthiş olmayan bir sessizlik ortamında telefon çaldı.Benimki değildi.Özellikle belirtmek istedim;benimki olsa da bir şey değişecek miydi.(Sözlerim kendimi savunuyormuşum hissiyatı verecekti ne yazık ki)Toplantıda bulunan herkes bakışlarını telefonu çalan kişiye yöneltti.Taa ki telefon susuncaya kadar.Telefon sustuğunda ise bakışlar yerini sözlere bıraktı(telefon açık bırakılırmıymış falan filan) Bu muydu yani.Herkes biliyor olmalı mıydı öyle bir ortamda telefonun sesinin kısılması gerektiğini.Bilmiyor da olabilirdi ,yahut daha güçlü seçenek olan unutmuş da olabilirdi.Bu boyuttaki tahammül edemeyişin nedeni neydi.Altı üstü 10 saniye çalan telefon sesi,insanları neden bu kadar rahatsız etmişti. Eleştiri sesleri telefonun sesinden daha çok ve daha uzun süreli olmamış mıydı.Neydi bu tahammülsüzlük,ortada bir cinayet vardı da belki, orada bulunan bazılarımız görmemiştik.Neden bu kadar katlanamamaya başladık birbirimize...
     Bir de şöyle bir tahammülsüzlük var ki onu da yazmak istedim.Başkası ona tüm iyi niyetiyle tavsiyede bulunurken  bana,çocuğuma karışmasın diyen ancak kendisi  başkalarına onlarca tavsiyede bulunanlar.E siz başkasına karışmıyor musunuz.O zaman sizden onlara ne.O zaman kimse kimseye bir tavsiyede bulunmasın mı,kimse kimseyi ilgilendirmesin bencilce mi bir hayat olsun.Korkunç...
  İNSANIN BİR AKIL AYNASI OLMALI,ÖNCE ONA BAKIP SONRA KONUŞMALI.
     Hoşgörü üzerine..Sanırım en iyi gençlerle sürekli içiçe yaşayan bilir  kültürel değişmeyi.Ben de bunlardan biriyim.Her yıl aynı yaş grubundaki değişmeyi gözleriyle görenlerden.Tevazunun yerini nasıl da sinsi sinsi gösterişe bırakışını,hoşgörünün gönüllerden yavaş yavaş çıktığını,bencilliğin son safhalara doğru ilerlediğini ve en azından benim içiçe yaşadığım gençliğin bunların farkında olmayışını gözleriyle görenlerdenim.Normal olanın öyle olduğunu sanıyorlar.Kesinlikle onları suçlayamayız.Tabii ki istisna,pırıl pırıl gençlerimiz de var onları dışında tutuyorum.Pek çok kez karşılaştığım bir tutum var ki,hoşgörülü olmamak.İki farklı sınıf tartışmışlar,sanki aralarında iktidar savaşı var.Tamam tartışmışınız bitmiş,affedin birbirinizi olsun bitsin,devam ettirmenin gereği nedir.Herkes farklıdır.Her toplum,her kültür,her aile,her birey.Ortak düşünceleriniz olmayabilir,ancak siz aynı gerçekliğin üyelerisiniz.Ve bir gün hepimiz öleceğiz.Ne gereği var aradaki farklılıkları ön plana çıkarıp çıkarıp aynılıkları arka plana atmaya.
 HOŞ GÖRMÜYORSAN LOŞ BİR YAŞAM SÜRÜYORSUNDUR.
 Ne kadar dağınık bir yazı oldu.Ordan burdan.O kadar uzun bir yazı var ki beynimin kıvrımlarında gezinen oraya kayıtlı buraya kayıtsız.Kafamın içi bebek bulamacı.Vıcık vıcık.Oradaki harflerden yakaladığım temel kavramlar..
BİRLİK OLMAK.YARGILAMAMAK.YADIRGAMAMAK.SAMİMİYET.SAHİCİLİK.İYİ NİYET.VE ERDEMLER...
Eğitim sistemine matematik,fen,sosyal...den önce  bencilliği öldüren,erdemleri güçlendiren hoşgörüyü aşılayan dersler konulmalı sanki.Yoksa bu çocuklar bu kavramları kaybedecek..Kimisi çılgın bir yarışın içinde,kimisi boşluğun içinde yitip gidecek..Yeni nesillerin kurduğu bir dünya ürkütücü bilimkurgu filmlerine mi benzeyecek.Öyle mekanik,öyle duygusuz,öyle hep banacı.
         

Bir kitap ve gereksiz bir konu..

             Tenefüs aralarında okumak için akıcı konusu olan,yalın kitaplar her daim ihtiyaç duyduklarımdan.İnternetten bir alışveriş sitesinden eşimin bir kaç parça bir şey almasını fırsat bilerek birkaç kitap ekleyeyim dedim bende.Ahmet Ümit hep okuyayım dediğim ama bir türlü okuyamadıklarımdandı.İki ayrı hikaye anlatan kitabını görünce tam da bana göre dedim attım sepete.Gelir gelmez elimdeki kitabı bile bitirmeden ,başladım bir taraftan okumaya. "Bir ses böler geceyi" adlı kısmıyla başladım.En son seçeceğim kitabımı seçmişim bilmiyorum ama ne kadar gereksiz ne kadar endirek ne kadar dolandırıpduran bir hikayeydi öyle.Roman dediğinin elbetteki gereksizliğinden söz edilemez,seni çeker ya da çekmez,seversin ya da sevmezsin ama yok bu böyle bir şey değil.Bir kere insanlara bir öğretiyi,düşünceyi görüşü açıklamak  istiyorsan hiç öyle karakterler bulup dolandıra dolandıra anlatmanın bir gereği yok,hadi anlatıyorsun bari biraz düzgün bir sonlandırış yap,onu da yapamıyorsun diyelim o zaman öyle bir hikaye hiç yazma.Yani neden özellikle bir yaşam biçimi anlatılırken insanların kültürel yapıları fişlenerek sanki deşifre ediyormuş havasında bir hikaye yazma gereği duyar insan bilemiyorum.Bölük bölük insanlığı paramparça yapmak için mi.Ne bir hikayeydi ne bir roman ne makale ne bileyim ucundan bucundan araştırmalarla yazılmış,bunu da yazmış olayım diye yazılmış bir kitaptı sanki.Bir kaç kitabını daha okuyayım bakalım belki de ben anlamamışımdır.

7 Haziran 2013 Cuma

Hoşgeldin Hayatımıza...

     Anne olmak,bir insanın büyümesinde payının olması tarif edilemeyecek bir şey;ancak buna yakın bir duygu daha var ki  o daha da farklı  bir şey.İkinci kez hala oldum ben. Küçük bilmişim,Egoşum kadar çok seveceğim minik bir hanımefendi katıldı hayatımıza. 4 Haziran Salı 2013 sabahı.Sahi küçük bilmiş abi mi oldu şimdi. Yahu daha geçen gün anlatmıyor muydu Gıdılı'ya(Kızılay) nasıl gittiğini.Ne ara geçti bunca yıl. En son ikiydi  de hadi iki olabilirdi de 5 yıl ne çabuk geçti gitti. Tamam abi oldu,olmuş olabilir ama sanırım ailenin en küçük üyesi yüreğimde hep Egoşcuk olarak kalıcak.Evet evet 30 yaşına geldiğinde de.Ne kadar yanında olamasam da hatta çoğunlukla uzaklarda olsam da  telefonda konuşmayı sevmiyor olsa da yani sesini bile zor duysam da her daim özlemekteyim. Yüreğimin çengelindesiniz.Şimdi iki oldunuz.
     Halasının ikinci tanesi,İnci tanesi,hoşgeldin hayatımıza ,güzel günlerin olsun şu hayatta.Geleceğin aydınlık,zihnin,yüreğin,vicdanın hür,sağlığın yerinde,huzurun yanında olsun.Barışın hüküm sürdüğü,hoşgörünün yayıldığı,azınlık çoğunluk kavramlarının ortadan kalktığı,demokrasinin sadece kavramsal olarak kullanılmadığı,tek bir bütün oluşturabildiğimiz, bir Dünya'ya büyümen umuduyla. 
    Biz büyüyoruz,çocuklarımız büyüyor..

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Sevdiklerin...


Bebeklerin...
Sokak sokak gezmek...
Bisikletin..
Park...(En çok salıncak)
Pepee..(Zulu kahvaltı ediyor)
Twinkle twinkle,finger family,arı vız vız,bak bir varmış bir yokmuş...
İnsanlarla iletişimde bulunmak..İlgi görmek.Balkondan gelene gidene,en çok da çocuklara bağırmak.
Bebek arabaları..(Özel bir ilgin var)
Kitaplar...(Her türlüsünü de seviyorsun,şu aralar anne bebek dergileri favorin)
Semmoş Teyzenlere gitmek...
Köpekler,kediler...
Biblo bebek(siyahilere ayrı bir ilgin var)
Şu aralar çilek..
Banyo yapmak..
Koltukta oturmak..
Diş fırçalamak..
Her türlü krem..(Öyle seviyorsun ki kaç kere, kremleri tadına bakamadan elinden aldık)
Çekmece boşaltmak..
Kolye takmak(Daha doğrusu uzun  bir ipi olan her türlü nesneyi boynuna geçirmek)
Etrafı silmek..

Sevmediklerin...


Bebeğinin üzerindeki elbiseler..
Çıplak ayakla banyo zemininde durmak...
Yumurtanın beyazını parçalanmamış olarak yemek...
Toto üzeri düşüp durmak...
Kararmış cep telefonu ekranı..(ekran kilidine geçmiş)
Ellerine,kollarına yoğurt,bal gibi yiyecek bulaşması..
Saçlarına takılmış çıtlı tokalar..(genelde çıkarıyorsun)
Başından aşağıya su dökülmesi(Banyo keyfinin kabusu,ağlamıyorsun da huysuzlanıyorsun bu kısımda)

23 Mayıs 2013 Perşembe

Maymun iştah değil de ne!

        Hiçbir şeyden çekmedim şu maymun iştahtan çektiğimden başka.Zaten daha bebekken,küçücükken,ufacıkken belli etmişim iştah durumumu.Yemeyen,yediğini çıkaran,sonrasında da yanağında dakikalar hatta saatlerce bekleten bir çocuk olmuş çıkmışım annemin başına.O çok sabırlı annemin-ama gerçekten evliya sabrı vardır kendisinde-bile sınırlarını zorlamış,sabır taşı ne ise onu çatlatmıştım.
          Bir gün yine sofradayken , ağzıma bir lokmayı almış evirip çevirip bir yanağımın içine iyice yerleştirmiş , kıtlık durumunda kullanmak üzere orada  bekletiyorken ,annemin defalarca söylediği "hadi yut kızım" nidalarını duymamazlıktan gelmiş ve başıma gelecekleri artık hak etmiş bir haldeyken ,   yanağımda bir çatal acısıyla irkilmiştim. Amanın yanağıma annem çatal batırmıştı!Ben ne olduğunu anlayamadan,o acıyla ağzımın içinde turşu kıvamına gelmekte olan lokmayı yutuvermiştim.Anneciğim iyiki de bu eylemi gerçekleştirmiş  diyorum şimdilerde,o gün bugün sorun yok.Çiğniyor ve yutuyorum.Bu iştah problemini bu alanda nispeten çözmüş olsak da diğer alanlar da ı ıııh.Maymun iştahlının tekiyim galiba. Napiim olmuyor,düzeltemedim.Çok çabaladım,bak bu alana yoğunlaş dedim kendime,pek motive oldum ama yok olmadı. Yarım yarım her daldayım.Daldan dalayım.Bütünleşme sorunum var hayatla.Şimdi sıralayayım da yarımlarımı hak ver sende bana blogcum,kafama vur hatta, işte o zaman belki değişme gösterir şu gariban.Yok yok sen en iyisi ilerde bana hep hatırlat da yarımlarım,ı tamamlayabildiğim kadar tamamlayayım bari.
      Şİmdi önce resimle başlayayım, bir zamanlar bende bir resim sevdası vardı ki sanki  doğuştan ressam olmak için yaratılmışım da haberim yokmuş yani.Kara kalem,yağlıboya yahut suluboya resimleri pek de  güzel yapabilirdim.Yani ver eline boyasın.Evet evet güzel bir hobi olabilirdi. Önce iyice araştırdım,internetten ilgili siteleri buldum,okudum ettim sonra da aldım elime kağıdı kalemi,boyayı,en son tuali bile.Başladım çiziktirmeye,eh fena da değildim.Bi kaç kara kalem çalışma yaparak ressamlık kariyerimi noktaladım. Ama hep istedim resim kursuna gitmeyi,inşallah bir gün yapabilirim,bütünleyebilirim bu alanı.Bu bir.

    Bir zamanlarda gitar merakı başladı bende hem de nasıl.Sanırsın Angel Romero falan olucam. Kafaya koymuşum ya önce alt yapıyı oluşturdum hem de köy şartlarında yaşadığım dönemlerde. İntenetten gerekli kaynakları edindim,çok okudum kavramlar terimler notalar falan filan.İşin yine teorik kısmını hallettikten sonra gitarımı da aldım başladım tıngır mıngırlara,günde bazen beş altı saat çalıştığım oldu. Resim kadar yetenekli olmasam da bu alanda eğitimle bi şeyler çıkabilirim diye düşündüm kendimden. Bayağı da oldu.Basit parçaları falan çalabilir hale geldim kendi kendime,arpej falan bile öğrendim hani.Amaa gelgelim sonuna yok evlenince attım gitarı tv ünitesinin sol yanına,o bana bakar oldu ben ona.Garibimin sesi bile çıkmaz oldu. Ünlü müzisyenler kervanına katılamadan kariyerim sona erdi.Bu da iki.Bu alandaki kariyer yokluğuma üniversite yıllarındayken saza merak salmamı,evdeki sazı tamir ettirip çalmak için okuduğum yere götürüp,kursa yazılıp bi ders gidip sonra devam etmemişliğimi de ekleyebilirim
   Yine üniversite yıllarımdaki kariyer başlangıçlarıma-sonu yok çünkü- fotoğraçılık kulübübünün yönetim kurulunda olup,fotoğrafçılık kurslarına katılıp,teorik kısmını öğrenip bir tane fotoğraf çekmediğimi de ekleyebilirim. Şimdi teorik kısmını bile hatırlamıyorum.Yine bu yıllara tiyatro kulübüne girip,ara ara devam edip -çok keyifliydi eğitim süreci-oyun çıkaracağımızda çıktığımı da belirtirim.Yok valla ağaç rolünü vermemişlerdi hem oyun bile belli değildi ben çıkarken.Neyseki lise yıllarında tiyatroda oynarak bu alanda ki kariyer açığımı ve maymun iştahımı kapatmışım:9Bunlar da üç,dört,beşinciler.
    Köy yerindeyken -aslında ilçeydi ama 4000 kişyle ilçe mi olur canım-Photoshopa merak salmışlığım var sonra. Yine aynı teorik aşamalardan geçtikten sonra ki bunu daha çok pratikte deneme yanılma yoluyla halletmeye çalıştım  ünlü bir fotoğraf düzenleyici olma yoluna girmişliğimde var benim. Kendimi Pisa Kulesinin önüne koymuşluğum bile var.He heyt katman matman hepsini halletmiştim.Hatta geçenlerde burada fotoğrafçıya kızın fotoğrafını çektirmeye gittik.Neyse annemler falan çekildik. Sonra adam dedi hepsinden en az dört tane basabiliyorum,ben bunları photoshoplucam falan o da emek istiyor,şu kadar para. Yapacağı iş de bilgisayardaki hazır şablonlara bizim cüceyi kesmek,piksellemek(Böyle bişi mi deniyo acaba o işleme)gibi yöntemlerle şablona aktarmak. Yani uğraşşan 15 dk.elin alışıksa 10 dk. Yahu kızın fotoğrafından dört taneyi anladık hadi,dağıtırız annenne,babanne falan.Ya annemlerle olan fotoğrafını napicaz.Konuya komşuya mı vericez.Dicektim ben de yaparım da bu işlemi,düzgün çeken fotoğraf makinemiz yok.Tabii demedim,emeğe saygı.Neysekariyer hayatımı epeyce bir fotoğraf düzenleyerek bitirdim,tabii üstüne ne programlar çıktı şimdilerde ama ben kariyerimi sonlandırdığım için takip etmiyorum:)Altıncı oldu.

   Bi aralarda keçeye falan merak salmışlığım var,bir de değişik dekoratif ürünler yapmaya,kumaştan,değişik materyallerden falan. Bunları da araştırdım ve aldım tabii ki.Bi patates kafa oyuncağı,plastik taşlardan bir ağaç,kemik taşdevri tokasını yaparak keçe bulamayı bu işlerde kullanmak üzere aldığım üç polar battaniyeyi -birinin yarısı yok-kaldırdım rafa.Yedinci bu da.

   Sonra bi aralar şeker hamurlu cicili bicili kurabiye ve pastalara el atayım dedim. Hemen geçtim netin başına araştır,oku,gece rüyalarında muhteşem pastalar yap falan derken teorik boyut tamamdı.Hakkımı yemeyim çok çalıştım bu konuda çok. Sonra kalıplar falan aldım.Hatta bulamayıp buralarda oyun hamurlarına şekil vermek için kullanılan kalıplardan aldım.Yaptım mı yaptım.Hem de ilkini sevgililer gününde eşime yaptım. Eldeki malzemeden ancak o çıkmıştı napiim.Pandispanya yapmayı bile bunun için öğrendim. Marshmallowdan şeker hamuru yapmıştım hem de yapış yapış bi uğraştı. Yapmıştım yapabiliyordum ya noktayı koyma vakti gelmişti. Koydum. Pastacılık kariyerimi iki pasta bir kurabiye ile noktaladım.Çok sonra kızımın diş buğdayında da bu kez akıllılık edip basite kaçarak hazır şeker hamuruyla diş buğdayı kurabiyeleri yaptım. O kadar işte.Oldu mu sekiz. 

          Bundan bir iki yıl önce de  modelistlik,stilistliğe merak sarmıştım.Kaç tane “Burda” dergisi almışlığım var bu dönemde. Aldım gazeteleri kestim biçtim,üzerine koydum kumaşları neler neler yaptım. Yahu sweet bile yaptım ne diyeyim daha.Giyilemeyecek durumda olsa da tasarım mı tasarım işteJ Pareo türü bişey yaptım,türü diyorum çünkü türü işte anla canım. O kadeni güzel yani.Aynı kumaştan üstünü bile yaptım,giydim bile-evde tabii ki-, gazeteden kalıp olarak çıkardığım bebe pantolonuna ne demeli,oysa ki netteki hali çok güzeldi. Bu alanda bitmemiş olsun benim için nolur.Hobi olarak uğraşmak isterim.Neden burada kursları yok ki.Olmuyo bu iş internetten falan. Bu alandaki kariyer hayatıma son vermem için dikiş makinemin olmasını bekliyorum. Dikiş makinemle bi bebe bluzu yapayım tamamdır bu iş.Aaa sayılır mı bilmiyorum ama tütü falan yapmışlığımda var.Kuzenimin kızına yapmıştım sürprizdi.Sonra o da yapınca koydum bi kenara,çıkardığımda topalak bir şey olmuştu. Açılamayacak derecede dolaşmış ,saç yumağı gibi.Kardeş yani iyiki göndermemişim,kargoyla gelinceye kadar ne hallere girecek sen de kutuyu açtığında onun ne olduğunu bile anlamayacaktın.Napim ama suç ben de değilki bir  kumaşçıda kristal tül nasıl olmaz ki!E bu da dokuz. 
     BİTMEDİ TABİİ Kİ.KIZIM UYANDI:)